Asalar Onlusu'nun Şahmerdan Yolu

“Yükü Paylaşmak – Asalar Onlusu’nun Şahmeran Yolu”

“Yükü Paylaşmak – Asalar Onlusu’nun Şahmeran Yolu”
Bu eser, tarotun Asalar Onlusu kartının Anadolu toprağında yeniden doğmuş hâlidir.
Selçuklu’nun vakur figürleriyle ve şahmeranın bilgeliğiyle işlenmiş bu sahnede, bir yolculuğun ağırlığı ve ona rağmen varılan aydınlık anlatılır.
Geleneksel Asalar Onlusu kartı, yük taşımaksorumlulukların altında ezilmek, ama bir adım ötesinde hedefe ulaşmak anlamına gelir.
Senin yorumunda ise bu yük, yılanların altın pulları gibi hem ağır hem kutsal hale gelmiş.
Bir Selçuklu yolcusu, altın pullarla kaplı şahmeran dallarını sarar; her dal, her yüz, bir sorumluluğu, bir hayali, bir anıyı temsil eder.
Ve yolcu, yükünü reddetmek yerine, ona sarılır.
Çünkü bilir ki:
Kabul edilen yük, büyümeye açılan kapıdır.
Şahmeran figürleri, burada sadece bilgelik değil, koruyuculuk ve bütünleşme anlamı da taşır.
Yılanların sonsuz döngüsü, yükün sonsuz değerini fısıldar: Bizi biz yapan, taşıdığımız yüklerdir.
Bu eser, Asalar Onlusu’nun klasik “yorulmuş ama dirençli” imgesine yeni bir boyut kazandırır:
Yük yalnızca taşınmaz; sevilir.
Kabul edilir.
Onunla büyünür.

🖐️ Eserin Genel Hikayesi: “Karatay’ın Elleri”

Bu iki tapestry, sağ ve sol elin kadim enerjisini, Karatay kızının ruhuyla birleştirir.
Kadife kumaşın ağır zarafetiyle çevrili, dalya organzenin titreşimli aurası arasında yükselen bu altın eller, sadece bir beden uzvu değil; bilgelik, sezgi ve ruhsal iz taşır.

Her bir elin üzerindeki semboller, evrenin insanla olan sözsüz konuşmalarından izler taşır: Güneş, ay, göz, balık, ışık, semboller, çizgiler…
Sol el – doğuştan getirdiğimiz kaderin izi
Sağ el – iradeyle şekillenen yaşamın haritası
İkisi bir araya geldiğinde ise: İçsel denge ve ilahi bütünlük.

Organze dalgaları, ellerin çevresine yayılmış aura gibi akar.
Her iz, her dikiş, her boya katmanı, ruhun titreşimine çağdaş bir dua gibi dokunur.

Kafamdaki Kalabalık
“Sessizlikte bile yalnız değilim.”

Kafamdaki Kalabalık
“Sessizlikte bile yalnız değilim.”

Kafamdaki Kalabalık, zihnimizde taşıdığımız görünmez gürültülerin, bastırılmış seslerin ve içsel kimlik çatışmalarının elle tutulur bir ifadesidir. Terracotta formundaki her bir baş, düşüncenin, hatıranın ya da duygunun parçalanmış bir halidir; her biri kendini duyurmaya çalışır, her biri görünmek ister.

Bu eser yalnızca bir heykel değil; uykusuz bir zihnin mimarisine tanıklık etmemiz için bir davettir. Tekrarlanan insan başları, hem bir bütünlük hissi yaratır hem de karmaşayı temsil eder; hem yakınlık kurar hem de bıktırıcı bir içsel yoğunluğu açığa çıkarır. Başların çevresine uygulanan koyu pigmentler, bastırılmış duygulara, içe dönüşe ve karanlık düşüncelere gönderme yapar.

Melis Arslan’ın bu minimal ancak çarpıcı kompozisyonu, izleyiciyi yalın bir simetri içinde gizlenmiş kaosla yüzleştirir. Eser sessiz bir çığlık gibidir. Ve geriye şu soru kalır:
“Bu yüzlerden hangisi gerçekten benim?”


🔸 Teknik Bilgi:

  • Eser Adı: Kafamdaki Kalabalık
  • Malzeme: Terracotta (tek fırınlı, 920°C), pigment ile renklendirilmiş
  • Teknik: El yapımı seramik form, ahşap panel üzerine monte
  • Boyut: 28 × 28 cm
  • Format: Kare
  • Yıl: 2019

🔸 Eser Adı: Naif

Malzeme: Bağırsak zarı, tel
Ölçüler: 170 × 55 × 25 cm
Teknik: Organik zar ve tel ile üç boyutlu figüratif heykel
Yıl: [Ekleyebilirsin]


🔸 Eser Metni / Hikâyesi:

Naif, Karatay kızının üç boyutlu, geçirgen bir portresidir. Bu figür, görünmez olanın beden bulmuş halidir; hem çocukça bir saflıkla hem de kadim bir bilgelikle ayakta durur. Bağırsak zarı gibi narin ama dirençli bir malzeme, yaşamın iç katmanlarını ve varoluşun kırılgan yapısını temsil ederken, içimizde saklı kalan ilk hâlimizi hatırlatır: kırılgan, dürüst, korumasız.

Heykelin bedeni, alttan yukarıya doğru Süleyman Mührü’nün çok boyutlu desenlerine dönüşür. Bu başkalaşım, “beden”den “bilinç”e doğru yapılan bir yolculuğun sembolüdür. Alt kısmındaki yıldızvari boşluklar, içimizdeki ışığın ve evrensel sırların geçitleridir.

Naif, kendi varlığını anlamaya çalışan bir figürdür. Ne tamamen insan, ne tamamen simge… O, eşiği koruyan bir varlıktır. Kadim bilgiyi taşıyan dişi figürlerin modern bir yorumu olan bu eser, izleyicisini hem kendi içindeki “masum kalanı” hem de “bilgeliğe dönüşme” arzusunu sorgulamaya davet eder.