
“These two hands reveal the light encoded in the lines of destiny.
Each symbol echoes an ancient talismanic language—
the fish for flow, the star for guidance, the gold for sacred presence.
The tulle embodies the aura radiating from the hand,
while the Karatay face at the center acts as an inner guide,
a reminder that one carries their own source of wisdom.
These works invite viewers to look at their hands not as forms,
but as vessels of memory, energy, and illumination.”


In ancient cultures, palm lines were never just fortune-telling marks.
They were seen as signatures of the soul, energetic contracts between the individual and the universe.
Together, the palms whisper the same ancient truth:
“You came here to remember your light.”
The star symbol represents a “heavenly approval”—
a reminder that no matter how lost a person may feel,
they always possess a guiding spark that realigns them with their path.
It is the emblem of direction, intuition, and cosmic affirmation.
Throughout Anatolian and Near Eastern traditions, the fish stands for:
It signifies the ability to dive into the subconscious and resurface with wisdom.
In this work, the fish becomes a messenger from the inner waters of the self.
The additional markings scattered across the palm belong to Anatolia’s long tılsım (talisman) tradition.
Each symbol acts as a quiet invocation—
protection, openness of the path, guidance, and the reminder that destiny is shaped not only by circumstances,
but by the light one carries.
Every symbol is a prayer.
Every line is a pact.
The hazy, feathered textile around the hands is not decoration—it is the visible aura of the palms.
The hand radiates its own atmosphere, and the tulle records that vibration.
In ancient civilizations, gold was the color of divine consciousness.
Here, gold is not merely pigment—it is the symbol of:
The palms become luminous vessels of spiritual memory.
At the heart of the palm appears the “Karatay” face—an iconic self-symbol of the artist.
Placed intentionally at the center, this figure represents:
It is a spiritual compass—
a guardian face anchoring the entire piece.
“Zaferin Sessiz Dili” | Asalar Altılısı’nın Yeniden Doğuşu
Bir Selçuklu prensi, zaferini ilan etmek için değil, içsel bir bilgeliğini taşımak için yola çıkar. Onu taşıyan beyaz at, saflığın ve yüze niyetin sembolüdür. Prensin çevresini saran altın pullu şahmerdan figürleri ise, gücün dışa vurumunu değil, içsel dönüşümün bekçiliğini temsil eder.
Bu eser, klasik Tarot destesindeki Asalar Altılısı kartının, Anadolu ruhuyla yeniden yorumlanmış halidir. Suluboya ve altın tarakla yapılan bu çizim, sadece bir zafer değil; geçmişle bugünü, görünmeyenle görüneni birleştiren bir geçiş anını betimler.
Selçuklu estetiğinin sadeliği ve kadim sembollerin mistik gücü, bu eserde zamanın dışında bir anlatıya dönüşüyor. Asaların yerini alan şahmerdan figürleri, hem koruyucu hem bilgelik taşıyıcısıdır. Her biri, prensin yolculuğuna eşlik eden içsel rehberleri simgeler.
Bu bir yürüyüş değil; bu, zaferin sessizliğinde saklı, derin bir çağrıdır.
“Yükü Paylaşmak – Asalar Onlusu’nun Şahmeran Yolu”
Bu eser, tarotun Asalar Onlusu kartının Anadolu toprağında yeniden doğmuş halidir. Selçuklu’nun vakur figürleriyle ve şahmeranın bilgeliğiyle işlenmiş bu sahnede, bir yolculuğun ağırlığı ve ona rağmen varılan aydınlık anlatılır. Geleneksel Asalar Onlusu kartı, yük taşımak, sorumlulukların altında ezilmek, ama bir adım ötesinde hedefe ulaşmak anlamına gelir. Senin yorumunda ise bu yük, yılanların altın pulları gibi hem ağır hem kutsal hale gelmiş. Bir Selçuklu yolcusu, altın pullarla kaplı şahmeran dallarını sarar; her dal, her yüz, bir sorumluluğu, bir hayali, bir anıyı temsil eder.
Ve yolcu, yükünü reddetmek yerine, ona sarılır.
Çünkü bilir ki:
Kabul edilen yük, büyümeye açılan kapıdır.
Şahmeran figürleri, burada sadece bilgelik değil, koruyuculuk ve bütünleşme anlamı da taşır.
Yılanların sonsuz döngüsü, yükün sonsuz değerini fısıldar: Bizi biz yapan, taşıdığımız yüklerdir.
Bu eser, Asalar Onlusu’nun klasik “yorulmuş ama dirençli” imgesine yeni bir boyut kazandırır:
Yük yalnızca taşınmaz; sevilir.
Kabul edilir.
Onunla büyünür.
“Şahmeran’ın Kollarında”
Yol uzun, yük ağırdı.
Ama o, başını eğmedi;
Altın pullarla sarmalanmış yüküne sarıldı,
Şahmeran’ın kollarında büyüdü.
Her dal, bir hayal;
Her yüz, bir anıydı.
Taşıdığı her şey, onu biraz daha kendisine yaklaştırdı.
Yorulmadı, küsmedi,
Sadece sarıldı;
Çünkü biliyordu:
Sevmeden taşınmazdı hiçbir yük,
Sevmeden varılamazdı ışığın eşiğine.
Şimdi,
Selçuklu’nun sessiz bakışıyla,
Şahmeran’ın sonsuz döngüsüyle,
Ve kalbinde taşıdığı yükün ağırlığıyla,
Yeni bir dünyanın kapısını aralıyor.
“Tek Göz – Birlikten Doğan Bakış”
920 derece sıcaklıkta fırınlanmış terakotadan doğan bu heykel, Selçuklu çinilerinin iki boyutlu dünyasından kopup üç boyutlu bir hayata gözlerini açıyor.
Karatay çinilerinden ilhamla şekillenen bu figürler, bireysel kimliklerini korurken, yaşamı artık tek bir gözle, ortak bir pencereden algılıyorlar.
İki farklı yüz, iki ayrı ruh; ama tek bir bakış.
Bu bakış, kardeşliği, birlik duygusunu ve hayatın karşısında omuz omuza durabilme gücünü temsil eder.
Aralarındaki sınır neredeyse görünmezdir; çünkü gerçek birlik, farklılıkların ötesinde kurulur.
Terrakotanın sıcak tonları, insan doğasının kırılganlığını ve dayanıklılığını aynı anda taşır. Çatlaklar, izler, her bir detay, yaşamın doğallığını ve kusurlarıyla güzel oluşunu vurgular.
Tek Göz, geçmişin kadim desenlerinden doğar ama bugünün bireylerine, “birlikte bakmayı” yeniden öğretir.
Bu eser, yalnızca bir formun değil; ortak bir ruh halinin, bir olma halinin heykelleşmiş halidir.
“Tek Göz”
İki yüz, iki ayrı nefes…
Ama bir tek göz, bir tek bakış…
Hayata aynı pencereden bakan,
Aynı rüzgârla savrulan iki kız kardeş.
Topraktan doğdular,
Ateşle yoğruldular,
Ve kardeşliğin sessiz yeminini
bir çini deseninde gizlediler.
Birlik oldular,
Ayrı kalplerde tek bir ritim,
Ayrı suretlerde tek bir düş kurdular.
Karatay’ın mavi sessizliğinden,
toprağın sıcak fısıltısından geldiler;
şimdi ise,
zamansız bir bakışla
bize hatırlatıyorlar:
Birlik, tek bir gözde başlar.




“Heykelde taş, resimde renk konuşur; ben sadece onlara kulak veririm.”
Hayat bir Form arayışıdır…